İnsanlığın Oyun Bahçesi: Balıkçılık

Kültür Sanat - 24/08/2014

Bundan tam tamına 5.000 yıl önce insanlar kemikten yapılmış iğnelerle göllerden, okyanuslardan ve denizlerden balık tutuyordu… İşte aramızdaki bağ bu kadar eskilere dayanıyor. Zaman ilerledikçe, insanlık balıkları daha yakından tanıdı ve onları üretebilecek koşulları yaratabileceğini keşfetti. Havuzları tuzlu sularla doldurarak, kendi balıklarını üretmeye başladı.

Peki kimdi bunlar?Antik Mısır’daki kemik iğnelerin yerini, M.Ö 3000 yılında Çinlilerin oluşturduğu tuzlu su havuzları, Eski Romalıların tatlı su havuzları ve 19. Yüzyılda Fransızların daha modern yöntemlerle oluşturduğu balık çiftlikleri aldı. Aynı zamanda, bir mantarın etrafına dolanan misina, makaralı oltaya evrildi. Kısacası, balıkçılığın tarihine baktığımızda, onun aynı zamanda insanın ve sürekli gelişme hevesinin öyküsü olduğunu görebiliriz…

Zengin bir besin maddesi olarak balık zaman zaman insan için kendini ispatlayacağı bir varoluş alanı haline de geldi. Büyük balığı avlamak, toplumsal hiyerarşide o kişiye ayrıcalık sağladı. Öyle ki, büyük romanlara ve fimlere ilham oldu. Hemingway’in Yaşlı Adam ve Deniz’i ya da Melville’in Mobydick romanı ölümsüz metinler olarak tarihe geçtiler. Bunlara ek olarak, Tim Burton’ın Big Fish filmi ve Emir Kustarika’nın Arizona Dream’i de sayılabilir… Antik Mısır çizimlerinden, ‘’büyük balık, küçük balığı yutar’’ gibi atasözlerine kadar kendine yer buldu. Balık ve insanlığın öykülerinin bunca içiçe geçmesi ise bizce tek bir şeyle açıklanabilir: Balık Aşkı!  Biz de yıllardır tam da bunun için çalışıyoruz…

En haysiyetli balık

Kültür Sanat - 04/07/2013

 Her ne kadar ülkemiz bir yarımada olsa da, balık denilince öncelikli olarak akla gelen yerlerden biri İstanbul’dur. İstanbul demek Lüfer demektir. Kime göre mi? Erol Bey’e göre. Kim bu Erol Bey?

İstanbul Balıkhanesi Eski Müdürü Karekin Deveciyan Efendi’nin ‘Türkiye’de Balık ve Balıkçılık isimli klasikleşen kitabını Osmanlıca’dan çeviren kişi.

Peki soyadı yok mu?

‘Erol Bey’ derler ona Bu kadarı kafidir.

Beşir Ayvazoğlu’nun Erol Bey’le yaptığı söyleşilerden birinde usta, Lüfer’den bahseder. Bakın hakkında neler söyler:

‘Hakikaten lüfer çok önemli. Edebiyatımıza da yansımış üstelik. Yani Ahmet Rasim'in, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın yazılarını, romanlarını okuduğumuz zaman lüfer karşımıza çıkıyor. Lüfer niye bu kadar önemli? Niye bu kadar seviliyor? Efendim şöyle söyleyebiliriz, kişisel kanaatim olarak ifade ediyorum, Lüfer dünyanın en lezzetli balığıdır. Balıkçıların tabiriyle en ‘haysiyetli’ balıktır. Haysiyeti nereden geliyor biliyor musunuz? Diğer balıklara yemeden evvel bazı terbiyevi unsurlar katarsınız. Lüfer öyle değil. Lüferi, hiçbir şey ilave etmeden, sırf ızgarayla -tavsiye ederim limon da sıkmayın- yerseniz lezzetine hayran kalırsınız. Boğaz lüferi özellikle çok lezzetli bir balıktır.’

Ay ışığında Somon

Kültür Sanat - 04/07/2013

 Söz konusu ay olduğunda hepimizin söyleyecek pek çok sözü vardır. Hele ki Dolunaysa… Sayfalar yetmez burada yazmaya. Herkesin ayla ve dolunayla iyi ya da kötü anısı bulunur. Kimileri için gizemli geceler demekken, korku edebiyatı meraklıları için evden dışarı çıkmamanın öncelikli nedenidir.

Ancak Dolunay ve ay sadece insanlar için anlam taşımaz. Aslında bütün doğayı ilgilendirirler. Fakat kimileri var ki, Dolunay’ın çekici beyaz ışıkları en çok onlar için anlamlıdır.

Somonlar hakkında az bilinen gerçeklerden biri, bu yüksek oranda gençleştirici ve lezzetli balıkların yönlerini ay sayesinde bulmaları. Dolunayın çekim güçlerine göre suların altında kendi rotalarını çizebiliyorlar.

Ne derler bilirsiniz, Dolunay coşkunluk halidir. Sonsuz yaşam vaadidir kimilerine göre. Somonların kuzey kültüründe ölümsüzlüğü çağrıştırması da Dolunay’la kurdukları bu yakın ilişkilerinden kaynaklanırmış.

Hamsiname

Kültür Sanat - 04/07/2013

 Hamsiyse söz konusu Karadeniz’den başka yer pek düşünülmez. Omega 3 zengini bu balığın Karadeniz’le özdeşleşmesinin pek çok nedeni var. Malum, bölge halkının esaslı geçim kaynaklarından. Ancak Hamsi-Karadeniz ilişkisi ekonomik olmaktan da öte tamamen duygusal.

Biraz gerilere gidelim şimdi. Yıl 1928 olsun. Murat Belge tarafından ‘Divan Edebiyatı’nın divan sahibi son şairi’ olarak adlandırılan Trabzonlu Hammamizade İhsan Bey, Hamsi aşkını yeniden yazar. O zamana kadar eşi benzeri görülmemiş bir yapıt ile yapar bunu: ‘Hamsiname’

Hamsi’yle ilgili uzaktan yakından ne varsa birarada toplandığı bu kitap, konusundaki tek örnek. Hamsi’nin anatomisinden avcılığına, nakliyatından kurutulmasına, müziğinden halk oyunlarına, yemeklerinden üretim istatistiklerine ve hamsi hakkında yazılmış şiirlere kadar içinde hamsi hakkında her şeyi barındırıyor.

Günümüzde Hamsiname’nin herhangi bir baskısı yok. Ancak mezat salonlarında kendisine rastlanabiliyor.

Ne demiş şair:

‘Bir yıl görünmezsen artar kaderim

Yetiş imdadıma imanım hamsi

Yüzünü görünce bayram ederim:.

Aşk İksiri Çorbalar

Kültür Sanat - 10/05/2013

Deniz midyesinin sağlığa olan faydalarından burada ayrıca söz etmeyeceğiz. Denizden gelen her şey, şifalı ve lezzetli. Biz, burada sizinle daha gizemli bir bilgiyi paylaşmak üzereyiz…

Normal midyeden daha küçük olan kum midyesi, klasik bir Akdeniz tadı.  Çorbalara nefis mi nefis tat katıyor. O muhteşem lezzeti, Dardenia’da içeceğiniz ilk kase çorbada anlayacaksınız zaten. Ama hemen fark edemeyeceğiniz bir şey var belki:

Eski inanışlara şöyle bir göz atalım. Bundan çok uzun zaman önce insanlar, aşka giden yolun, kum midyesinden geçtiğine inanırlarmış. İspanya civarında yapılan  arkeolojik araştırmalarda ilk çağlardan kalma pek çok deniz kabuğuna rastlanıyor. Bunların törenlerde kullanıldığı düşünülüyor. Tanrılar’a sunuluyorlar. Bir de sevgiliye. Ortaçağ’a ait gizemli metinlerde kum midyesinin adı aşk menülerinin içinde sıkça geçiyor. İnanış o ki, kum midyesi, aşk iksirlerinin vazgeçilmez şefi. 

Sinağrit Babayı hatırlayan var mı?

Kültür Sanat - 01/04/2013

Sinağrit Baba diye bir balık türü olup olmadığı uzun yıllar tartışma konusu oldu. Sait Faik’in aynı isimli hikayesinde bahsettiği balık, öyle etkileyiciydi ki, okuyanlar gerçek olduğunu düşünmüşlerdi.

Hikayede anlatıldığına göre Sinağrit Baba artık bir oltaya yem olması gerektiğine karar veren bilge balıktır. Denizin derinliklerinde saçma sapan çirkin balıklara yakalanmaktansa, oltaya takılıp, şöyle zevkli bir sofrayı şereflendirmeyi ister. Bu dilekle denizin derinliklerinde dolanır; kendisine uygun bir olta arayıp durur. Yanında mezesi, türküsü, şen şakrak kahkahalarla, unutulmaz bir ziyafet yapmalı. Sinağrit Baba, böylece her zaman hatırlanmalı.

Peki ya siz, hangi balığın sofranızı şereflendirmesini istersiniz?

Boynuzlu balina masal mı gerçek mi?

Kültür Sanat - 04/03/2013

Bazen gerçek olduğunu düşündüğümüz kimi şeyler o kadar sahici değil. Ya da tam tersi, olsa olsa hayal gücünün ürünü dediğimiz kimi durumlar gerçeğin ta kendisi aslında.

Geçenlerde varlığından haberdar olduğumuz boynuzlu balinalar şu anda bu yazıyı yazmamızın nedeni. Daha önce hiç fark etmemişiz. Ve buna çok şaşırdık. Gündelik hayatın koşturmacası içine öylesine yerleşmişiz ki, hemen yanı başımızdaki bu şahane balıkları gözden kaçırmışız.

Evet, buzlu denizlerde yaşayan boynuzlu balinalar var. Nefes almak için zaman zaman suyun yüzeyine çıkıyorlar ve muhteşem görünüyorlar. Narwal olarak bilinen tek boynuzlu balinalara bakın. Sizce de büyüleyici değiller mi? Üstelik masalda değil, gerçekte varlar.

Balığın pulundan tasarımın ruhuna

Kültür Sanat - 04/03/2013

Gümüş rengi pullarla ışıl ışıl parlayan bir pantolon mu istersiniz yoksa balık pullarıyla örülü çatının altında uyumak mı? Peki ya ayaklarınızın üstünü balık pulları süslese? Veya öyle bir şehir hayal edin ki, balık dokusu ona hayat vermiş olsun, sokaklarında gezinirken kendinizi düşünün.

Bütün bu bahsettiklerimiz düş değil. Artık tasarımın kalbi balık pulunda atıyor. Gündelik hayatımızda kullandığımız aksesuarlardan yaşam alanlarımıza kadar her yerde balık pullarına rastlamak mümkün. Ne dersiniz balık pullarından bir tasarım hazırlamaya kalksaydınız, ne yapardınız?

En karizmatik balık mı dediniz?

Kültür Sanat - 05/02/2013

Eğer dünyanın en karizmatik balığı hangisi diye soracak olursanız size vereceğimiz cevap; Japon Balığı olmayacak! Somon Balığı diyeceğiz. Bu muhteşem balığın tarihi efsanelerle dolu. ‘Somon’, Latince kökenli bir kelime. ‘Sıçramak’tan geliyor. Balıklar, öleceklerini anladıkları zaman akıntıya karşı yüzüyorlar. Sıçrayarak, doğdukları sulara geri dönüyorlar. Bu nedenle Somon Balığı’nın varlığı sonsuz hayatı simgeliyor. Başladığı yere geri dönen ve her defasında yenilenen bir yaşam döngüsünün işareti. İrlandalılar’a göre ise, Somon Balığı büyülü.

Eski insanlar, tuhaf inanışlarla dolu. En sık rastlananı, yemekle ilgili olanı. Eskilere göre, ‘kişi ne yerse o olurmuş.’ Somon balığının, dünyanın en zeki hayvanı olduğunu düşünüyorlar. O sebepten, ‘Somon Balığı yiyenlerin de onun kadar zeki olacaklarına inanıyorlar.

Bir japon balığının gerçek üstü hikayesi

Kültür Sanat - 07/01/2013

Bugüne kadar animasyon dünyasına sayısız baş yapıt kazandıran Hayao Miyazaki, ‘Ponyo on the Cliff by the Sea’ ile yalnızca eleştirmenlerden en iyi notu almakla kalmaz; aynı zamanda dikkatleri insan-doğa ilişkisine de çeker. Eserlerinde doğaya ve doğanın ruhuna sıklıkla vurguda bulunan Miyazaki, izleyicilerine ekolojik bir ders verir. Her varlığın kendi ortamında ne kadar değerli ve biricik olduğunun altını çizer. İnsanın doğa karşısında değil; doğayla birlikte olması gerektiğini vurgular.

Ponyo ve Sosuke’nin arkadaşlığı insanın ve doğanın birbirine olan sonsuz bağlılıklarının simgesi olur. Miyazaki bize kendi üslubuyla der ki: ‘Sen de doğanın bir parçasısın.’ Ponyo, minik, yaramaz bir japon balığı. Öyle yaramaz ki güzeller güzeli annesinin yanından kaçıp, insanların arasına karışmak istiyor. Yaramaz olduğu kadar da meraklı olması, başına türlü maceraların açılmasına sebebiyet veriyor. İnsanların dünyası Ponyo için sürprizlerle dolu. Eğlenceli ve hareketli. Ancak bu minik Japn balığının annesi onu özler ve yanına çağırır. Ponyo ise yeryüzünde edindiği arkadaşlarıyla beraber kalmak ister. Arkadaşı Sosuke gibi elleri ve ayakları olsun, özgürce yeryüzünde dolaşabilsin diye yanıp tutuşur. En nihayetinde bu minik japon balığı ve arkadaşı birlikte yaşamanın yolunu bulurlar; hem de sahip oldukları tüm farklılıklara rağmen.

Düşündünüz mü hiç, arkadaşınız bir balık olsaydı, hangi balık olurdu?

Tarih boyunca balığın kutsal simgeleri

Kültür Sanat - 07/01/2013

Balığa insanlık tarihi boyunca birtakım değerler yüklenmiş. Farklı kültürlerde pek çok değişik simgesel değerler kazanmış. Zaman içinde balığa yüklenmiş değerlerin iz düşümlerini, gündelik hayatlarımızda bugün bile görmemiz mümkün. Örneğin kahve fallarında balık simgesi, kısmete işaret eder. Rüyada balık görmek çok iyidir. İyi şans işaretidir derler. Hele ki bir de deniz varsa, yaşadınız demekmiş. Peki ama nerden geliyor balığa yüklenen bu değerler?

Balığın kutsallığını anlamak için öncelikle denize yüklenen anlamlara bakmak gerek. Deniz, bilinç altını ve bilincin derinliklerini simgeler. Su, içerisinde sonsuz gizemleri taşır. Görünmeyen ama varlığından şüphe edilmeyen sırları temsil eder. Deniz, yeniden doğumu simgeler. Eski inanışlarının pek çoğunda deniz bereketi temsil eder. Denize ve suya yüklenen bu anlamlar, balıkta da benzerlik gösterir.

Eski Roma uygarlıklarında balık kutsal kabul edilir. Değiştirme ve dönüştürme gücü olduğuna inanılır. Afrodit, yeraltı dünyasının bekçisi Tifon’dan kaçmak için kendisini balığa dönüştürür.

Keltlerde, balık bilginin, ilhamın ve yeteneğin sembolüdür. Eski Keltler Somon balığı yiyen kimsenin denizin bilgeliğine kavuşacağına inanır.

Afrika bölgesi inanışlarında ise balık evrensel rahmi simgeler. Ve doğurganlığın ifadesidir. Afrika inanışlarına göre bütün evren, sudan oluşur. Budist geleneklerde balık mutluluğu ve özgürlüğü ifade ederken; batı kültüründe ise hayatın akışı anlamına gelir. Sizin hayatınızda balık neyi ifade ediyor; hiç düşündünüz mü?

Jaguar Köpekbalığı gördünüz mü hiç?

Kültür Sanat - 07/01/2013

Wes Anderson’u seviyorsak, bunun pek çok nedeni vardır. Dahiyane görsel yeteneğinin yanı sıra, çocuksu ruhu kendisini özel kılan niteliklerinin başında gelir. Ele aldığı her konuyu inanılmaz bir incelikle işler. Ve bize her seferinde içinde yaşadığımız hayatın aslında ne kadar basit ve tüm bu basitliğiyle de ne derece güzel olduğunu gösterir. Anderson’un filmografisinden pek çok filmi sinema tarihinin önemli eserleri arasında gösterebiliriz.

Yönetmenin filmlerinde görmeye alıştığımız Bill Murray’i de (ki, kendisi zaten Hayalet Avcıları’nda gönlümüzde yer edinmişti) can-ı gönülden severiz. Anderson’un yönetmenliğini yaptığı ve Bill Murray’in baş rolünde oynadığı Life Aquatic, deniz altında geçen eğlenceli bir hikaye. Denizle iç içe hayatlar, çocuksu bir gözlem yeteneğiyle bize gösteriliyor. Baştan sona deniz altının içinde, suların derinliklerinde geçen filmin en etkileyici sahnesi ise Jaguar Köpekbalığı’nın ortaya çıktığı an. Koyu lacivert suların arasında beliren açık sarı parlak rengi ve siyah benekleriyle devasa Jaguar Köpekbalığı sadece denizlatı ekibini hayran bırakmıyor; izleyiciler için de tattıkça tadılası görsel bir lezzet oluyor. Siz ne dersiniz?

David Doubilet’nin objektifinden yansıyan sessiz güzellik

Kültür Sanat - 07/01/2013

Su altı fotoğrafçılığı denince akla gelen ilk isim kuşku yok ki, David Doubilet. Ünlü fotoğrafçının denizler altındaki macerası küçüklük zamanlarında başlar. Henüz 12 yaşındayken babasından aldığı küp şeklindeki Brownie Hawyeke kamera ile ilk su altı fotoğraflarını çeker. Ve günümüze gelinceye kadar da binlerce deniz altı görüntüsünü bizlere ulaştırır.

Doubilet’nin profesyonel yaşamından bahsediyorsak, National Geographic’i ayrı bir yere koymak gerekir. Çünkü fotoğrafçı özellikle de bu dergiye yaptığı işlerle sahip olduğu büyük üne kavuşur.Doubilet, National Geographic için 70’e yakın iş yapar. Hemen hemen her işini de kapağa taşır.

Papua Yeni Gine Denizi’ndeki Deniz Turnası çemberi Doubilet’nin simgeselleşmiş çalışması haline gelir. Su altı tarihinde eşine ender rastlanan bir olay olan Deniz Turnaları’nın oluşturduğu çember, fotoğrafçının şairane objektifinden karelere yansır.

David, hayatı boyunca denizin büyüsünün peşinden koşar. Fotoğraflarının her anında derin sulara karşı taşıdığı heyecanını bizlerle paylaşır. David gibi biz de denizin tüm güzellikleri içinde taşıdığına inanıyoruz. Bir yandan bu kadar görkemli, diğer taraftan da böylesine sessiz olması bizde hayranlık yaratıyor. Bu nedenle denize saygı, bütün işlerimizin arkasındaki genel ilkeyi oluşturuyor.

Amisha Gadani’nin ilham kaynağı balıklar

Kültür Sanat - 29/11/2012

Okyanusun orta yerinde binlerce küçük balık düşünün; saklanacak tek kuytu yer bile yok. Küçük balıklar, kendilerini bir anda avcı balıklarla karşı karşıya buluyorlar. Yıkıcı bir saldırının eli kulağında…

Siz olsanız ne yapardınız?

Doğada eşine az rastlanır bir birleşmeye şahit oluyoruz. Balık sürüsünün kendisini savunmak için seçtiği yol, ilham verici ve büyüleyici bir gösteriye dönüşüyor: Devasa bir balık topu, sürekli hareket ederek avcıların kafasını karıştırıyor!

BBC’nin Blue Planet belgeselinde yer alan bu ünlü sahneyi izleyen sanatçı Amisha Gadani, balıkların davranışlarından ve adaptasyon yeteneklerinden oldukça etkileniyor. Gadani’nin entelektüel merakı; kumaşlar, elektronik ve mekanik alanındaki yetenekleriyle birleşince ortaya ilhamını balıklardan alan “savunma amaçlı giysiler” çıkıyor.

Sanatçı, mekanik kıyafetini kirpi balığının savunma sisteminden esinlenerek yaratıyor. Eteğin altında bulunan dört adet balon, kendilerini şişiren fanlara bağlı. Bu fanlar, elbisenin kollarındaki hareket sensörleriyle devreye giriyor.

Blowfish Dress from Amisha Gadani on Vimeo.

Gadani, bir başka çalışmasında ise ilhamını mürekkepbalıklarından alıyor. Mürekkepbalıkları renklerini aniden değiştirerek ve mürekkep fışkırtarak kendilerini savunuyorlar. Gadani’nin tasarladığı kıyafet de mürekkep balığının bu davranışlarını taklit ediyor.

 

Patatesin tuhaflıklarla dolu hikayesi

Kültür Sanat - 28/11/2012

 İlk kez İnkalar tarafından yetiştirilen patetesin yaygınlaşıp mutfaklarımıza girmesi yüzlerce yıla yayılan, uzun ve eğlenceli bir hikaye…  Dünya tarihinde patatesi şapkasına takanlar da var, savaş esirlerine layık görenler de, patates üretimi durduğu için kıtlıktan ölenler de… İşte, patatesin kendisini ispatının öyküsü!

Tarihi araştırmalar, Amerika kıtasının güneyinde bulunan And Dağları’nın, patatesin anavatanı olduğunu gösteriyor.  Amerika’nın keşfiyle Avrupa’ya açılan patates, ilk kez ayak bastığı bu topraklarda ne yazık ki yeteri kadar ilgi görmüyor. Fransa Kralı patatesi yemek yerine şapkasına takarken; Almanlar sadece domuz yemi olarak kullanıyor. Bir dönem yalnızca savaş esirlerine yedirilen patatesin talihi Fransız İhtilali ile dönüyor.

Avrupa’da kıtlık dönemi…  Kıtlıkla birlikte,  Fransız subay ve kimyacı Antoine-Augustin Parmentier, patates üzerine geniş çaplı araştırmalar yapmaya  başlıyor. Fransa Kralı’nın tahsis ettiği tarlalarda patates üretimi yapan Parmentier, patatesin zehirli ve cüzzama neden olan bir bitki olmadığını kanıtlayınca, adeta halkı kıtlıktan kurtaran bir kahramana dönüşüyor.

Bu yanlış algının yıkılmasıyla birlikte dünya üzerindeki patates tüketimi ve sevgisi giderek artıyor. Van Gogh’un 1885 yılında yaptığı Patates Yiyenler tablosu, patatesin toplumdaki yerini gösteren güzel bir örnek.

Bugün, dünyanın en büyük patates ihracatçısı ülke Almanya. Aynı zamanda, dünyanın en büyük altıncı patates üretisi olan Almanya, patates üretimine yaptığı ar-ge yatırımlarıyla en kaliteli patatesi üretmeyi başarıyor. Bunun için Dardenia’da yediğiniz patatesleri Almanya’dan satın alıyoruz. Almanlar’ın patates üretimindeki uzmanlığını kullanarak, dünyanın en lezzetli patateslerini sizlerle buluşturuyoruz.